Çarşamba

günleri okul 15:30’da bitiyor. seviyoz Çarşambaları tabii. Ama dün saat 15:00 gibi bir geldiler bana. Çünkü yıl sonuna doğru sadece öğrencilerin değil örtmenlerin de sabrının sonudur. bitmek üzeredir yıl, uzun tatil tüm tembellik vaatleriyle azıcık önündedir, ama gelmiyordur da bir türlü, böyle vıcık vıcık uzar o son haftalar, son günler. ıyhhhh. tahammül edilemez hale gelir.

neyse işte, ben de dün kaç gün kaldı lan tatile hesabı yaparken bilgisayarın başında hem az kaldığını, ama hem de daha çok olduğunu fark edip bir anda pat diye bilgisayarı kapatıp müdüre “valla çıkmam lazım” telefonu ettikten sonra 15:00 gibi fırlayıverdim metroya doğru. I love Metro güzergahı iş. yarım saate alışverişini de yapmış olarak evdesin. nasıl sevmez insan, nasıııl?

bu hafta yemeği çokça geçiştirdiğim için hadi dedim içimden geldi, domatesli maydanozlu pirinç çorbasından başlayıp İzmir Köfte ve peynirli makarnaya uzanan yemyeşil salatayı bile sofranın ortasına oturtuveren bir mutfak terapisi ile erken eve varmış olmanın bedelini ödedim. pfffff :/

neyse, sofra toplamaydı Binoche’la oynamaydı, sıpanın vize bekleme sabırsızlığının yarattığı bıdırdanmalarına katlanıp sakin sakin “olur yaa, olur, bak sen şuna odaklan ne koyalım şimdi yanına 2 ay uzun, gel bir liste yapalım”la odağını olumsuzdan olumluya çevirmeli sohbetler etmeydi falan derken, kendime ayırabileceğim 2 saat gibi bir süre kalınca gecenin 10’unda, haydi dedim İZLE listemden bir film seçeyim de izleyeyim. bu arada geçen seneden beri izlediğim filmleri izlediğim tarihleri de not düşerek  kaydettiğim, tarz konusunda  asla istikrar aramamanız gereken Pinterest listeme şuradan ulaşabilirsiniz. bazı tarihlere bakarsanız, günde 3-4 filmle  nasıl da delirdiğimi gayet rahat görebilirsiniz. ben başkalarının listelerinde haftada 1-2 saat   geçirip kendime izle listesi yapıyorum. izledikçe de oradan film listeme kaydediyorum. evet, işyerinde sadece iş yapmıyorum. siz  çalışıyor musunuz hep? aaa, yazık ayol.

Bu arada Binoche dedim di mi demin?  şunu da yazayım diye açmıştım yazı şeysini aslında.  Bu bir kaç yazıdır bahsettiğim örgü hevesimde kol kesme yaka kesme gibi pratikler yapmak için Binoche’a bir kazak öreyim dedim. ördüm, onda sıkıntı yok da, Bİnoche kazağı giydirince resmen hayata küstü. küçükten alıştırıyor demek o süslü köpek ve kedi sahipleri çocuklarını giyinmeye. benimki resmen yerlerde süründü çıkartmak için, yürüyemedi falan, dört patiyi de yatay konumlandırıp yerle bir oldu, suratıma bakmadı kazağı çıkarmadıkça. ben de daha çok ısrar etmedim. başta epey bir gülüp gururunu incitmiş olabiliriz. utanarak hatırlıyorum lanet olsun. oysa ki çok yakışmıştı kazağı .  Şimdi kazağı sakladığım yerden çıkarsam bile kafama patiyi yiyorum 🙂  hakettim ama ben, haklı yani. Kazak örmek ne demek Binoche’a ? başkasına öreceğim ve Binoche onu kendisinin kılacak. ilişkimizin kodlarının bu olduğunu bile bile Binoche’a kazak örmek ne demek yani?

image

o hooo, geveze günüme denk geldin yine blog, pardon ya. filmler diyorduk. gece anca 2 saat kalabildi bana diyorduk, bari örgü örerken bir film açayım dedim. -Hakan’a hırka başladım güvenimi toparlayıp, ya olur ya da “amaaan, giyilir işte köyde, evde falan” olur.   bilmiyorum yani. şu hırkayı örüyorum.  evet,Hakan niçin bir Dude olmasın, diy mi ama? Renkleri değiştirtti , ona biraz canım sıkkın. Bana kalsa aynı renkleri kullanırdım. Neyse. – toparlıyorum.

Ay işte örgü örerken ne zamandır ertelediğim What Happened, Miss Simone?  belgeselini açtım. Açmaz olaydım, içimi kanırttı.  bu yetenek bombası, deli dahi kadın öyküleri içeriğindeki öküz erkekler, sıkışıp kalınan toplumsal roller, kendini bilerek yok etmeye çalışarak varlığına sahip olduğunu göstermeye çalışan bizzat bu kadınlar hep mi aynı olurlar? Çok üzüldüm Nina’ya da, çook. Örgüyü falan attım, dolaptaki birayla ben kahırlana kahırlana  Nina izledik gece.  İzlemediyseniz izleyin. kadınlık hali diye izleyin, starlık hali diye izleyin, amerikada siyah olmak diye izleyin, Nina Simone diye izleyin, izleyin yani.

Belgesel boyunca sevdiğim pek çok şarkısı çaldı, ama  en sevdiklerimden olan Sinnerman niye yok ya diye düşünürken kapanışa sakladıklarını gördüm, gecenin bir yarısı o piyanosunu uçuştururken ben de salonun ortasında deli deli dans ederek kalan son birayı ruhuna dikiverdim kafama. Pek güzel deliriyorum ben bu şarkıda. Size de tavsiye ederim.

 

Bir ara da AMY’yi izlerken nasıl içim sıkışa sıkışa “Ölmesin Alllaaam n’olur “diye diye ağladığımı anlatayım size. Belgesel falan anlamam, mutlu sonları severim. Üzmeyin beni.

 

Reklamlar

Çarşamba” üzerine 2 düşünce

  1. canımın içi, seni ve yazılarını çok sevdiğimi hatırladım yine. pazartesi sabahı pazartesi sabahı kahkaha attırdın bana binoche’a ördüğün hırkayla. binoche da şaşkın ve “allam nedir bu” bakışıyla öldürdü beni gülmekten. allah da sizi güldürsün, ne diyeyim 🙂
    öperim sana, sarılırım bir de en kocamanından. delirmemek için yaptıklarımız 3 aşağı 5 yukarı aynı, tahmin edersin ki 🙂 ben henüz örgü moduna geçemedim, o ayrı 😛

  2. hahahah, nasıl ama binoche? aslında öyle yakıştı ki o renk kazak. keşke hayata küsmeseydi, sevseydi, yemin ediyorum bir içim su oldu. ama n’aparsın ki Binocheözgür bir ruh 😛
    güldürdüysek ne güzel. Ben de sarılıyorum çok, öpüyorum da. Örgüye bi el at bence, valla terapi gibi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: