Şu zaman

diyorum. derdi ne ki? ben anlamıyorum bu hızı. hayır içini doldurdukça hızlanıyor anlıyoruz da dolduramıyoruz da içini. rutin içinde akıp giderken o rutin bile her geçen gün daha mı ağır geliyor haspaya anlamadım ki.

yazamadım bir süredir. kafamda epey yazdım buraya oysa ki. “yarın şunu yazayım” dediğim bir sürü yazı yazdım, ama sonra işte vınnnnn. bir bakmışım ertesi gece yatakta “yarın yazarım artık” yazısı ile son bulan bir filmden derin uykuya.

yazayım dediklerim içinde şişle örgü hevesim vardı mesela. ben elime 43 yaşıma kadar iğne bile almamışken bir anda pat diye, işte ya da pat değil de babamı kaybedince düşünmekten delirmeyeyim diye bir yün bir tığla başladı bu macera. battaniyeler, yastıklar, bi sürü obje mobje derken pinterestte bulduğum her şeyin şemasından, o yoksa sadece fotoğrafından bile istediğimi yapabilir hale geliverdim.

bu macerada tüm yabancı crocheter’lara şükranlarımı bildiriyorum. birbirinden değerli püf noktasını, birbirinden güzel modelin yapılışını bütün detaylarıyla sakınmadan anlatıyorlar. türk olanların ise -istisnaları kenara ayıralım tabii de-  benimmm, sadece beniiiimmm, önce ben yaptım biliyorsunuz di mieeee’lerine ne desem bilemiyorum. ya hu,  bilgiye ulaşmanın aramayı bilen için bir kaç tıkırt işi olduğu bu dünyada gerçekten anlaşılabilir değil tutumları. bu ego işini napıcaz bilmiyorum şu sefil memleket insanında. utançtan ağlayasım geliyor inan blog.

neyse bu tığ mevzu bu kadar kısa sürede geldiğim seviyeyi düşününce gayet mantıklı bir sonuç olarak bileği sakatlamakla sonuçlanınca geçtiğimiz eylül biraz ara verdim. ama el oyalanmaya alışmış, resmen bağımlılar gibi acı çektim akşamları evde. dizi ya da film izlerken kucağıma aldığım laptopla sıkıntıdan binlerce yatma, oturma pozisyonu falan geliştirdim. bazen ağladım bile canım sıkılıyoooor diye diye.

sonra kasnağa gerdiğim etamin kumaşı üzerine basit nakış denemeleri yapayım bari dedim. bileğimi daha az zorlar diye düşünmüş olacağım. az zorladı evet, de zorladı yani. ama terazi insanı bir şeye heves etmeye görsün, b.kunu çıkarmadan bırakmıyor efenim. bi sürü şey işledim. kumaşım bitti, sıpanın eski pantolonlarını kestim işledim. işledim dediysem pikocu (ay eskiden pikocular vardı hatırlıyor musunuz? son ütücü gibi bir şey benim için pikocu. şahane bir meslek grubu. iki grubunda ne yaptıklarını asssla bilmiyorum, ama çok şahane) kıvamında çeyizlik yatak örtüleri falan değil tabii. öyle minik minik kendimce sevimli bulduğum kitap ayraçları, yılbaşı süsleri, pano mano gibi şeyler.

 

 

 

bu macera da bilek geçmeyince gidilen ikinci doktor tarafından daha önce yazmış olabileceğim, “bırakıyoruz bütün tığları, iğneleri, kumaşları elektraaanım” gıcıklığıyla sona erdirildikten sonra bir müddet kaderime razı olma evresi yaşadım. hayatıma şu el oyalayıcı şeyler hiç girmemiş gibi yaptım.  ama yok, duramıyorum. bi de üstüne ilaç yan etkisi falan durumlarla larenks marenks göçünce bende, tepem attı, ilaçları da bilekliği de attım yünümü tığımı çıkardım ve bileğime yüz vermemeye başladım. ne mi oldu? valla arada sırada orta parmağım uyuşuyor, dinlendiriyorum geçiyor, bazen bileğim yanıyor, biraz jel sürüp sarıyorum, bi kaç güne geçiyor. işyerinde bilgisayarı kullanırken bilekliğimi takıyorum -aaa, bak şimdi fark ettim takmamışım, dur takayım- öyle gidiyor.

neyse, işte bu aşamada Hakan’ın elime yün aldığımdan beri “bana kazak örseneeee”lerine artık kulak vereyim dedim. hayır kulak verirdim vermesine de şiş işi nedense bana daha zormuş gibi geliyor. bir de ben kafana göre yap bitir pratikliğinde olduğum, ölçmek saymak falan daralttığı için ya da beni, kazak gözümü korkutuyordu. neyse dedim “haydi kız elektra, al şişleri eline.  crocheterlar kadar knitterlar da yardım eder en son sana ya, n’olcak?”

evet,aldım.

ilmek atmayı öğrenmek kadar en baştan öğrenilmesi gereken,  yepyeni bir şey sonuçta bu da. bir de Hakan’ın hayal kazağı icelandic denen türden. şöyle yani:

sjon-unisex-icelandic-wool-sweater-pattern-knitting-kit

bissürü video izledim önce, amaaan yaparım ayol diyemeyeceğim kadar karışık geldi bana. bir kere yuvarlak şiş olayını deneyeyim dedim ördüğüm şeyin içine sıkışıp kaldım. attım elimden. bilen bilir bende bir tür disleksi var. attığım düğüm tutmaz, düz çizgi çizmem namümkün, yazımı görseniz gülersiniz, gülmeyin ama çok ayıp. elimde şişler sağa ör dendiğinde on dakika falan düşünürüm ben. öyle bir alet, araç  kullanmada sıkıntı durumu. elinle kadraj yapıp görsene önce demişti Hakan the Bilge Ceylan bana fotoğraf çekmenin tekniğini öğretmeye çalışırken de, 1 saat elimle o garip şekli yapamadığımı görünce “ya tamam ya, gel çay içelim” deyip ossaat vaz geçmişti bu işten 😀

neyse, deniyorum şimdilik.iki ya da üç ayrı renk ipi örerken taşımaktan, taşıdığın ipin arkada kasma yapmamasına kadar, kaçan ilmeği kurtarmaktan, eksiltmekten, artırmaya kadar, bir sürü şey var daha pratik yapmayı öğrenmem gereken. ama yeni bir şey öğrenmenin mutluluğu muazzam. komik oluyor yaptıklarım henüz. desen olsa form olmuyor, form olsa ipler kastırıyor içine kafa kol falan girmiyor. ama oluyor yavaş yavaş. Hakan’a da dedim zaten. “amaaan, en son bi bana giyersin tatlım di mi yaaa” dedim, ” eeee, tabiii tabii, çay içelim mi” dedi. umudu kesti mi ne 😛

neyse, böyle işte.

yazarım ya dediğim şeylerden yazarım yine arada ben. şimdi gidip kol yaka kesme videoları izleyip, ” amaaaan, yaparsın kızım sen bunları yeaaa” gazı vereyim azıcık kendime.

Bu yazı yazılırken hiç kahve ya da çay içilmedi. yazıya Ezginin Günlüğü’nün  “Seni Düşünmek” albümü eşlik etti. Sizin de payınıza bu düştü.

Reklamlar

Şu zaman” üzerine 4 düşünce

    • Günaydın örtmenim 🙂 Yok, karpal değil iki doktor da değil dedi. kısaca meslek hastalığı dediler. mouse falan gibi şeyleri, ki bende tığ da eklendi buna sürekli kullanmaktan kaynaklandığını düşünüyorlar. aslında benim bileklerim hep zayıf olmuştur. misal havuç falan rendelerken her havuçta 1-2 dakika ara verirdim 😛 bence narin bileklerim zıp zıp heveslerim karşısında bana çüş dedi . dediğim gibi çoklukla iyiyim, zorlarsam hafif yangı oluyor bilek avuç arası bölgede dinlendiriyorum. Senin sıkıntını konuşmuştuk daha önce, bazı tanıdıklarımda da var, epey can yakıyor biliyorum. inşallah geçer seninki de. yaptıklarım çok profesyonel işler değil ama hepsini çok hevesle isteyerek yaptım. teşekkür ederim 🙂

  1. yetenekli arkadaşım benim 🙂 ben de ülke gündemi ile delirmemek için başlayacağım bu işlere ama yok, bende gerçekten bu tarz bir yetenek yok!.ama bizim evde senden bir tane var biliyorsun 🙂 örgü konusunda da bir numaradır kendisi. takıldığın yer olursa sor valla, bana ne şahane şeyler ördü şu hayatta…

    • valla mı? o kadar eksiğini çekiyorum ki yanıbaşımda bir bilen olmamasının. şöyle yan komşum olsa yünümü şişimi pişirdiğim iki fincan kahveyi alıp geçiversem yanına, sorsam sorsam öğrensem. Ayyyy, çok canım çekti. online videolu şey yapalım onla biz 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: