Ay Lav Yu Ken.

Bu sene milletin övdüğü bir sürü film benim için tam bir hayal kırıklığı oldu.

hayır, övüp övüp beklentiyi yükseltmeseler güzel filmmiş  deyip sıradakine geçeceğim. böyle oturup çemkiren yazılar yerine, vaktiniz var ve ne yapayım diyorsanız izleyin bakın bu filmleri  yazısı yazacağım. bu kadar balon beklentilerle izleyince , hoffff.

Al işte Moonlight

ayol Oscar için imal edilmiş gibi holiwud açısından. o kadar belli ki. ha güzel mi? e fena değil. yardımcı erkek oyuncu oskarı alan Mahershala Ali‘yi House of Cards’tan bilirim. İyidir. Filme de kısa ama etkili bir katkısı var. ama öyle amaaaan, şahane dediğimiz bir durum yok yani ortada.  -başlasa artık house of cards da ya. – yani, moonlight bence oscarlık bir film değildi. ama olsun, güle güle kullansın . unutulmaz filmler listesine girmeyi falan beklemesin ama.

Toni Erdman ya da.

ne bileyim. olmamış bi şeyler. bir babanın kızına öğretmek istediği hayat dersleri falan mı desem ne desem konusuna. anlamadığım için çok yanlış yerden de giriyor olabilirim tabii. evet, bazı sahneler de çok güldüm. ama genelde gerildim. kızın babaya tavırları beni acayip gerdi. döverim yelloz seni modunda izledim. böyle bi garip, bi değişik  filmdi. ama izleyip de iyiymiş bile demedim diyeceğim, fanları burayı basacak diye çok korkuyorum.

Fences. 

diğer ikisine göre -hazırlayın sopaları dövün beni – Bİ TIK 😛 daha beğendiğim bir film oldu. Tiyatro uyarlaması olduğundan bol diyalog, az oyuncu, sınırlı mekan, bol diyalog demiş miydim? demiştim, ama çoook bol diyalog. öyle böyle değil. çok. allahtan Denzel  ve Viola konuşuyorlardı da çekebildim o kadar bol diyalogu. Denzel’i de Viola’yı da  oldukça etkileyici bulduğumu belirteyim. Viola ayrıca hayranı olduğum bir oyuncu epeydir. Seviyorum kadının o dramatik oyunculuğunu.

Bi de Juste la fin du monde. 

Allahım. Bir filmde Marion olur, Vinceeeeent- adını bile yazarken içimden hayranı olduğu pop starı gören ergen kız çıkıyor- olur, xavier yönetir ve film olmaz mı? olmamış. mehhhh bile diyemeyeceğim kadar olmamış. Bu da tiyaro uyarlamasıymış. bu tiyatro uyarlamaları sıkıntılı ise uyarlamayın kardeşim.  ha uyarlayacaksanız, iyi uyarlanmışları iyi çalışın. nasıl yapmış adam diye bi bakın diy mi ama? bak orda şahane uyarlamalar var işte.  bir 12 Öfkeli Adam , bir İhtiras Tramvayı, bir Kim Korkar Hain Kurttan, efendime söyleyeyim daha yenilerden Closer falan var. Bir de tiyatroyu sinemaya getiren Dogville var ki, o başka bir çıta zaten. hani öykünmeye falan kalkan rezil olur zannımca.  Neyse, ya böyle yapın ya tiyatrodan elinizi çekin efendiler.

ama nihayet dün film gibi film izledim. Canım Ken Loach, bi tanem Ken Loach. Ben böyle filmler seviyorum ya. valla. Orhan Kemal’i sevmem gibi bir şey anlatmak istediğim. Ya da yeniden yeniden Ah Güzel İstanbul filmini izlemem gibi. nasıl anlatayım. Ken Loach sineması diye bir şey var ve işte sıradan hayat hikayelerini anlatıyor deyip geçemeyeceğimiz derinlikte tokaaaaattttttt gibi filmler yapıyor Kencim. Evet, son filminden bahsediyorum. I DANIEL BLAKE   dün pazar sineması kuşağımda izledim nihayet ve işte ne bileyim, kalkıp yeniden Gezi’yi niye başlatmıyoruz diyecek kadar etkiledi film beni. Niye gidip her şeyi yakıp yıkmıyoruz. niye gidip bizi hiçleştiren bürokrasinin tekerine çomak sokmuyoruz, niye yıllarca vergimizi paşşa paşşa ödediğimiz bu devlet bize üç kuruş yaşlılık aylığı bağlıyor, -o da şanslıysak bağlıyor ha. bi sürü insan işsiz ve yok prim günü yok yaş diye insanları parasızlık içinde bırakıveriyor sistem-. hadi o bağlıyor biz niye bunu aldığımıza bile seviniyoruz, niye sen dalga mı geçiyorsun lan, bununla sen geçin sıkıysa demiyoruz. niye insanlar belediyelerin önlerinde ayın belli günlerinde bedava alışveriş kartı almak için sıraya falan giriyor ve dahası ben markette önümdeki sosyetik yellozun o bedava alışveriş kartlarından beş tane çıkardığını gördüğümde niye onun saçını başını yolmuyorum.

hoffff.

işte sinema dediğin bunu yapmalı. hımbıl hımbıl oturduğum yerden kalkmam için dürtmeli. Bi şey yap demeli. ha yapmıyorsam hala o benim hıyarlığım Kencim. gerçekten benim hıyarlığım.

Neyse, aranızdan en öfkeli hallerimle ayrılırken bugün o son kez fakir ama gururlu olduğu günlerini yâd edelim bu ülkenin. Geziyi. ama öyle tencereli tavalı falan şarkılarla değil, böyle yık, geç, kır dök diyenleriyle. bak şunla mesela

Reklamlar

Ay Lav Yu Ken.” üzerine 4 düşünce

    • ben yine hımbıl hımbıl evde oturup malum kaynaklardan ayağıma bekledim de izledim Ekmekçim. çok beğendim. bu sıra buraya yazdığım ve yazmayı unuttuğum bi sürr film içinde en çok beğendim 🙂

  1. Moonlight hakkında aynı şeyleri düşünüyorum.Oscar almış bir filmin daha yüksek bir kalitede çekilmesi gerektiğini düşünüyorum.Omuzda taşınan kameralar vardı sanırım.Konusu evet güzeldi ancak yine de Oscar almalı mıydı,bana göre almamalıydı.

    • dedim ya, ileride oscar’lı filmleri say deseler aklıma gelecek top 10’um da değil. 🙂 izlemesi keyifliydi o kadar. Ama öyle çoook film var. İyi akşamlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: