Pessoa okuyorum bir süredir.

elimde sürünüyor gibi de değil gibi de. Hep okumayı istediğim bir kitaptı Huzursuzluğun Kitabı, ama sanırım yanlış bir zamanda kalkıştım okumaya. Onun o gelgitli halleri ile yazdığı içdöküşler benim gelgitli hallerimle birleşince çılgın gibi savrulan bir salıncakta kitap okumaya çalışmak gibi oldu. Kimi zaman düşmemek için elimden bırakıyorum, sonra salıncak düzenli bir  ritm kazanıyor, kitabı yeniden elime alıyorum.

bir de üstüne tam da Pessoa’ya başladığım günlerde Orhan Pamuk’un yeni romanı raflara geldi oturdu.  Orhan’ın kafada bir tuhaflık benim kafada onun tuhaflığı falan filan. Pessoa’ya yazık olsun istememekle aman bırak gitsin, okursun işte bir ara arasında çekiştirip duruyorum salıncağı.

bitireceğim ya, dur bakalım ne zaman?

sabahları erken kalkıp gece geç yatarak günü kendimce uzatma çabalarım devam ediyor. hani naylon torbaya salça koydurursun mahalle pazarından ve o kadar lezizdir ki güneşte kurutulmuş o ev yapımı salça naylon poşeti sündüre çekiştire sıka sıka son gıdımını bile kullanmaya çalışırsın ya o salçanın, onun gibi bir şey yaptığım. ayakta ve ayık olmamı sağlayacak kadar uyku ve geri kalan tüm anlarda uyanık olmak. sündüre sündüre bilincine vararak yaşadığım anları uzatmaya çalışmak. o anların içini bir sürü bir şeyle doldurmaya çalışmak. çırpmak, pişirmek, ovmak, kesmek, boyamak, örmek, okumak, dinlemek, örmek….yapmak işte bir şeyler. bir tür manik hal bu biliyorum, ama depresyondan yeğdir.bunu istiyorsan bunu yap.

ev-iş arasında neredeyse hiçbir yere çıkmıyorum. sabahları iki durak erken inip  parktan yürüyerek işe gelmek, termostaki kahvemi parkta içmek, uzayan sonbaharın renklerini seyretmek, sessizliğin içinde öylece oturmak kısacık da olsa, evdeki o -mek ve -maklarla dolu koşuşturan halimin aksine kalakalmak, düşünmemek bile hatta. bazen köpeğini eğiten bir genç kızın abartılı otoritesiyle eğlenmek, bazen bankımı paylaşan bir kedinin uykusunu izlemek, bazen yaprakları temizlemeye çalışanların sigara molası dertleşmelerine kulak misafiri olmak. sonra kalkmak, yürümek ve işin kargaşasında günü yiyip eve ulaşmak.

bu kadar.

hayatımın hiçbir döneminde bu kadar kısıtlı mekanda bu kadar çok şey yapmamıştım ben.

mekan kısıtlı olunca yaratıcılık tavan yapıyormuş bunu öğrendim. bi de hadi itiraf edeyim, ben hep evcimen bir kedi oldum sanırım. şimdi ruh halimi de bahane edip eve kapanınca çok iyi geldi bu bana.

reçeller yapıyorum bu yazdan beri. hayatımın ilk reçelini bu yaz yaptım ve ondan beridir reçeller yapıyorum. kendim bile şaşırıyorum lezzetlerine kıvamlarına. bilmiyorum ki hep doğru tariflere denk geldiğim için mi çok isteyerek yaptığım ve bana iyi geldiklerini hissettikleri için mi bu kadar güzel oluyorlar.  mutfağa koyduğum cep telefonu radyomda mırıl mırıl müzikler çalarken reçeller pişirirken hep aynı didem madak dizeleri dilimde bir de.

İlk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
Annem sevindiydi hatırlarım.
Ah demişti.
Ah!
Üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı.
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı,

örgüler örüyorum. minik motiflerden bardak altlıkları ile başladım,ardından fincanlara kılıf ördüm, kış fincanı yaptım sağa sola hediye ettim,  kindle kılıflarına evrildim ve oradan şimdi tüm işlerimi koştura koştura onu örebileyim diye hızlıca bitirdiğim battaniye geçtim. bitince fotoğrafını koyarım. basit bir şey, ama çok seviyorum.

yatakta laptopımı kucağıma alıp Binoche’la koyun koyuna yatıp filmler, diziler izliyoruz. ^.^

sabahları evin kış güneşini 20 dakikacık alan köşesinde obje fotoğrafları çekiyorum. manuel modda ayarlarla oynayıp tık tık ışığa, açıya, gölgeye, parlamaya dikkat ede ede çektiklerime dair notlar ala ala.

dedim ya, yapıyorum işte bir şeyler.

Alıntılar not defterime aldığım notlarla bitirelim artık bu nereye gideceğine dair hiçbir fikrimin olmadığı yazıyı. , Pessoa’dan size gelsin o vakit:

Önce tam bir terazi burcu mottosu olarak altını çizdiğim alıntı:

“Her şey ilgimi çeker, ama hiçbir şey beni avucunda tutamaz.”

nasıl ama? ben gibi kendi terazi yükseleni ikizler varsa, anlıyordur bu cümlenin niye küt diye çarptığını 🙂

ve diğerleri:

“Düşlerimde ben de çıraklar, terzi kızlar gibiyim. Onlardan tek farkım, elimin kalem tutması.”

“Gündüz, bir hiçim; gece, kendim olurum.”

“…ve kurduğum bütün o hayallerin doruklarından bakıyorum da, Lizbon kentinde bir yardımcı muhasebeciymişim.”

“Çünkü, gördüğüm şeylerin boyundayım ben,
Kendi boyumda değil.”

“Kusursuz olan, kendini belli etmez. Aziz ağlar, çünkü insandır. Tanrı susar. İşte bu yüzden azizi sevebiliriz biz, Tanrı’yı değil.”

“Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı -ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyizdir.”

“Yazmak, unutmaktır. Bunun yanı sıra edebiyat, hayatı görmezden gelmenin de en hoş yoludur.”

to be continued :))

biraz da renklendirelim yazımızı tabii değil mi ama? işyerindeyim şimdi. laptopıma dosyaladığım fotoğraflarımdan uzağım. instagrama koyduklarımla fotolayacağım mecburen bu yazıyı. onlar da hem boyutları küçüldüğü hem de hafif filtre efekteri nedeniyle çok temiz fotoğraflar olmayacak, ama olsun. kıralım sessizliğimizi maksat.1517069_421288801352965_1926843996_n

924072_590796737688333_1231203175_n

10808412_1532473430333030_660727353_n

10755895_609491229162706_1692787463_n

10843729_622979867808201_1827390869_nİşte böyle blog. Gelirim yine ben. Hatta reçel fotoğrafları çekeyim bol bol, tarifleri de ekleyeyim, hem kalıcı olsun, hem isteyen de yapsın yani :))

 

Reklamlar

Pessoa okuyorum bir süredir.” üzerine 16 düşünce

    • Selam 🙂 deminden beri sizdeydim ben de sevgili blogger, neler neler yazmışsın. Utanarak da fark ettim ki yıldönümünü atlamışım. ama dedim ya, mutfakta reçel yapıyordum :)) yazarım , yazayım, yazmalıyım :)) ❤

    • Aaaa, meraba Mümine 🙂 Benim de var öyle kaç senelerdir okuyp da yorum yazamadığım bloglar. Ama senin gibi yapmak lazım aslında, bir merhaba iyi hisstettiriyor 🙂 Vereceğim tarifleri, bir vişne, bir portakal tarifi var özellikle ikişer kere yaptım ikisinde de şahane oldu . :))

  1. Okurken bir enerji geldi bir hafifledim rahatladım, sabah sessizliğinde parkta yanındaymışım gibi geldi.
    Öperim seni ben..

    • Günaydın Serpilcim :)) Sevindim iyi hissettiğine okurken. Bazen çok bunalmışken okuduğum bir blog yazısı nefes aldırıyor bana ve içimden çok teşekkür ediyorum yazanına, demek ben de öyle hissettirebildim. Ne kadar sevindim valla :)) Çok sarılırım çok öperim ben de seni.

    • Ebru :)) Dönmek gibi de değil de yazlık eve bir uğramak, eşyeların örtüsünü kaldırıp bir havalandırıvermek ortalığı gibi :)) hiç bırakmayı düşünmüyorum aslında, düşünmedim de, ama yazıların arası açılıyor işte :)) bakayım bakayım ben de sana 😀

  2. her gün ben de aynı şeyi yapıyorum; yatma saatini itekleyerek güne bir şeyler daha katma çabası içindeyim:-/ fotoğrafları çok sevdim, yazıyı da pek tabii, kışın güzellikleri bunlar işte:-)

    • Clea :)) Beni anladın yani. ittire kaktıra zamanda bir esneme yaratacağız bence, inanıyorum ben. Fotoğraflarımı beğendin mi? çok sevindim, çünkü bu ara beni en mutlu eden şeylerin başında fotoğraf tasarlamak geliyor. pek çekmek denemez bu tarz fotolara değil mi ama:)) tasarlıyoruz bence. teşekkür ederim. Sevgiler.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: