Evet, bence de tatil günlerinde evde oturulmamalı

çünkü evde olmak demek evi fark etmek ve eksiğini görmek demek.
tozunu, birikmiş çamaşırını ve hatta daha önceden eritmiş olduğun birikmiş olanın ütüsünü, sofraya gide gele peyniri kalmamış peynir kabının yıkanması gerektiğini, çarşafları değiştirmenin zamanının geldiğini, alıp alıp sebzeliğe tıktığın sebzenin meyvenin çöpe gitmemesi için acil bir eylem planına ihtiyaç olduğu…
yani?
yani şu: dün evde çok yoruldum.
bunun olacağını içten içe seziyordum da, olması gerektiğini de bildiğimden belki kaderimi zorlamadım pek.
ev bu, madem ki sığınıp kafamızı sokuyoruz içine ve bir yaşam sürüyoruz içinde hakkını da vermek gerekiyor işte.

balkabağı tatlısını yaptım mı?
evet.
arabaya dönüşmedi yine ama.
ceviz döktüm ben de üstüne.

sıpa doğduğunda bir şeyi fark etmiştim,suçlulukla karışık bir duyguyla kendmde bir şey keşfetmiştim: işe gittiğim zamanları seviyordum.
dürüst olmak gerekirse ben hep böyleydim galiba.
kendime vakit ayırmayı seven biri. tanımayan biri kolayca bencil diyebilir bu yazdığımdan dolayı bana. canı sağolsun. ama işin aslı şu, etrafımda birileri varken o kadar çok onlar için yaşıyorum ki, arada kaçmazsam kendimle kalmak için, hem bunu sürdürüp hem de onları çok sevmem mümkün olmayabilir.
neyse.
hep evde olan annelerimizi düşünüyorum böylesi düşüncelere kapıldığımda.
fedakarlık falan gibi erdemleri yakıştırıp süslememizin nedeni mutsuzlukları ile yüzleşmek istememiz bence. onların hayatımıza getirdiği konforu ne pahasına sağladıklarını bilmek içimi acıtıyor benim.
halâ annemin evine gittiğimde kahvaltımın önüme geliyor olmasının keyfi, annemin şu yaşında tutulduğu ve gülerek tedavi ettiğini iddia ettiği depresyonunun nedeni oysa ki.
öyle işte…
karışık şeylerden bahsediyoruz dostum burada.
hisliden azıcık daha derin şeyler.
bu şahane yazımızı da internette bulduğumuz bir küçük belgesel ile bitirelim sevgili blog.
bencilliğin bazen de her zaman kafamıza kakıldığı gibi çok da kötü bir şey olmadığını bilemeyen annelerimize içelim bugün çaylarımızı.
demine annecim, sağlığına, mutluluğuna…

Reklamlar

Evet, bence de tatil günlerinde evde oturulmamalı” üzerine 9 düşünce

  1. Rahatladım 🙂 Çünkü işe gidip dinlensem diyorum bazı pazarlar ve bunu derken de suçluluk duyuyordum. ama belgeseli izleyecek rahatlığı sağlayamadım yine gelir bakarım artık 🙂
    Ben artık nevresim değiştirme işlemlerini ve hatta çamaşırı akşamları hafta içi halledip sadece ütüyüpazara bırakıyorum tatil günümde biraz olsun fazla zamanım oluyor.

  2. “dantel hayatmızın en önemli parçası oldu” :))
    ben buraya senin yazınla alakalı başka bir şey yazmıştım ama videodaki bu cümleyi duyunca hepsini sildim. kızcağız da diyor ki, “bir şey de diyemiyoruz anneme” :))
    çok güzel video, valla.

    • annelere zaten bi şey denmez Müzicim ya, denir mi? yalnız o cümle annelere ilişkin duyguyu ne kadar kısa ve doğru ifade etmiş. hepimizin annelerinin ve bizim de , “bir şey de demiyoruz işte ona” diyen sevenlerimiz var. iyi ki. Videoyu ben de çok sevdim. bir de kadının o motifin adını da işlediği detayına çok güldüm ben :))

    • Böyle evlerin hem insanı yoran hem de bir ibadethane strelilliğini duyumsatan bir etkisi var üzerimde. Aile çok tatlı evet:) ama annemiz kabul edelim ki ailesinin hayatını kolaylaştırırken onları yoran, boğan cinsten. Ben kendi adıma dantelle ilgimi annemin evim ilk döşenirken serdiği danteller kirlenip onları kaldırdığım anda, yani epey eskide bitirdim. var iki üç şeyin üserinde minik örtüler ama, onlar da yansa umurum olmaz bir düzensizlik içindeler. :)) Bir önceki yorumuna da buradan yanıt vereyim: Evet, işe dinlenmek için gidiyorum bazen ve bu bazenleri seviyorum içten içe utanarak. :))

  3. Ben sana demedim mi dışarıya çık diye, e didiiiim :))
    Evde bir şeyler yapmak ta rahatlatmıştır seni Elektram. Belgeseli daha önce izlemiştim, çok hoş.
    Öperim, güzel bir hafta olsun derim.

    • valla dedin Serpil, eşeğim ben 😀 Ama işte tanıyorsun da beni bir yandan, kafamda o yapmam gereken işlerle gezmeye gitseydim gezme de bir halta benzemeyecekti. İş yapaken iyi de sonrasındaki yorgunluk fena :))) Öperim ben de seni, haftayı yarılamışken bazıları ben başındayım. hepimize iyi şeyler olsun diyelim.

  4. ece’nin “çok çekmiş kadınlar okulu” diye bir yazısı vardı sanki. (baktım şimdi korkusuz kadınlar okuluymuş yazının başlığı) onu hatırladım senin yazını okuyunca. annelerden kızlarına aktarılan bir bilgi sanki bu hem kendilerini hem de çevresindekileri “boğan” vericilik…evet bencillik o kadar da kötü bir şey değildir!

  5. Şimdi baktım yazıyı google’layıp ama milliyette hata veriyor. diğer yerlerde de alıntılar biçiminde. ama sanki hatırladım. Ece siyasetten çok gündelik yazdığında seviyorum sanırım yazılarını. Siyasete o duygusallık fazla geliyor. ama gündelik hayatın siyasetinde çok başarılı yazıları. Çevresindekileri “boğan” vericilik demişsin ya, tam da bu işte. sevimsiz oluyoruz aslında öyle zamanlarda ve bu videoda geçen, müzi ile de vurguladığımız yere çıkıyor olay : ” annemiz bir yerde bir şey de diyemiyoruz.” işte öyle olmasa iyi değil mi? :))) öperim en bencil duygularımla. 😀

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: