İyiyiz

4d462d46a18111e3af20128a78c6bbf3_8

Biraz daha en azından.
Benim tüm hastalığın gelip sonuçlandığı yer akan bir burun oldu nihayetinde.
bir nezlenin gelişi bu kadar tantanalı olmamalıydı diye mi iyi dinlenip yoğun bir soğuk algınlığını nezle ile atlattım şükür diye mi düşüneyim bilemiyorum.
Hakan’ın böbrek ağrısı da ağrı olarak kaldı geçti.
taşın düşesi henüz yok yine anlaşılan.
neyse.
iyiyiz işte.
sabah sıpayı ve hakan’ı uyurken bıraktım ve işe geldim yine klasik bir pazar çalışanı olarak.
hava sabah bahar gibiydi. gıcık şey.
ama şimdi azıcık soğudu gibi.
ya da ben üşüyorum bilmiyorum.
kendimi zorla yatağa kanepeye bağlayıp dinlendirdiğim bu hafta pek okuyamadım başımın ağırlığından. bir de sadece başım ağır değil, elimdeki kitap da epey ağır. onun için de okuyamamış olabilirim. edebiyata doyduğum günlerde çıkarıp çıkarıp okuduğum kitaplarım vardır. onlardan biri elimde yine: minima moralia. da işte zamanlama manidar oldu, hastalıktan ağırlaşmış bir kafa ile okumak için uygun değil. o nedenle de okuyamamış olabilirim.Diğer bir elimin altında da Doris Lessing vardı aslında,Altın Defter’ine başlamıştım, ama o kadar çok türk edebiyatı okumuşum ki bu ara yabancı isimler yer adları falan, ıııh, bir türlü içine giremedim henüz. onu da zorlamadım hastayken. ama bekliyor işte orada. Okunacak.
e ne yaptım ben de yatarken?
izledim bol bol.
insanın elinin altında izlenmemiş bir sürü filmin olması böyle günler için büyük zenginlikmiş. döne döne, uyuya kalka izledim.
Coen’lerin Inside Llewyn Davis‘ini

John Wells’in August: Osage County sini

izledim Oscar serisi tamamlansın diye. Evet, Meryl yine döktürmüş, evet Julia Roberts da bizcileyin yaşlanmış 😛 , evet Coen’ler yine bilmesek yönetmeni Coen’ler mi çekmiş bunu diyeceğimiz bir film yapmış. Başka söylenecek pekçok şeyi başka zaman söyleriz. kısa keselim.
ha belki şu notu düşmeliyim kendi adıma. August Osage County’yi izlerken eskilerden bir türk filmi aklımın bir köşesine geldi durdu. Belki bileniniz vardır, güzel filmdi, Yengeç Sepeti. temelde tek benzer yanı burjuva aile yapısının yüzeyin altında kalan pis kokuları, evet. ama sanırım filmin genel atmosferi, kentin dışında bir mekanda – country mi desem- geçiyor olması mesela ya da bilmiyorum işte bir şeyi, eskilerden film say deseler aklıma belki de gelmeyecek olan bu filmi getirdi durdu. bir sinema biletine iki film izledim yani 😛
Bir de burada da adını anayım belki izlemeyen varsa izler “Çöpte Dostoyevski Buldum” adında 2011 yapımı bir belgesel buldum tesadüfen. Kağıt toplayıcı Oktay’ın ilginç hikayesini anlatan. Onu sıpayla izledik. Çok etkilendi sıpa. Gidip bu adamın dükkanında onu bulalım ve hayranlığımızı dile getirelime karar verdik. bakalım 🙂
izlemeyeniniz varsa bakın ipin ucunun linkini vereyim devamı orada zaten 😉

bir de bu akşam saat 12’de balkabağı şekerleyeceğim. tatlı sevmez bir elektranın bahtsız hakan’ının en sevdiği tatlı bu, ama say kaç kere yaptın deseniz bu ikinci olacak 😛 öyle iyi baktı ki bana, bu da onun ödülü . niye 12’de? ne bileyim, oyuncaklı olsun diye. belki arabaya dönüşür hem belli mi olur ?

pazar çalışanlarının en tatlısı elektra – yazar burada rakibinin az oluşundan emin olmanın verdiği güvenle ukalalık yapıyor – hepinize keyifli pazarlar diler.

Reklamlar

İyiyiz” üzerine 16 düşünce

  1. bu kış amma çok hastalandık yahu! Geçsin artık tüm hastalıklar da gelen baharın keyfini çıkaralım biraz. Yoksa, ne olduğunu anlayamadan biz, söylemeye de korkuyorum ama “bıyıksız yaz”a merhaba diyeceğiz 😦

    hakan’a söyle kabağı benim için de yesin, pek severim 🙂

  2. Sadri Alışık, Macide Tanır oynuyordu di mi Yengeç Sepeti’nde, Sapanca’da çekilmişti, çok sevdiğim filmlerden biri o da, ne kadar güzeldi ya.
    Çok isterdim tatlı sevmez biri olmayı, benim de her daim hayallerimde tatlı çeşitleri 🙂
    Pazar günü de geçti gitti , yarın çalışmıyorsan keyfine bak, hava da güzel olacakmış.

  3. aaa, bıyıksız yaz da ne ola ki? trıstım yemin ediyorum. zaten kışı görmeden gelecek bir yaza hazır değilim, bıyıksızının da pek hayırlı bir şey olmayacağını seziyorum :)) ay aman inşallah bıyıklısı bari olsun. yaz olacaksa mecbursa bıyıklısı olsun yaww. Hastalıklar da bence kışın kışlığını bilmemesinden. olmayalım artık. tamam, bitti, olmuyoruz 😀
    benim kabak minimalist bir yaklaşımla pişecek, öyle kireç kaymağı falan yok, en fazla üzerine fındık ceviz falan, ama söylerim hakan’a tamam :))

  4. yarın çalışmıyorum Serpilcim, evet :)) ama kapıdan dışarı adım atmayı da düşünmüyorum. yine bir ev burcuna girdim ben sanırım, evim diyorum başka bir şey demiyorum bu ara. ah bu terazilik, zor valla zor :))

    evet evet, Sadri Alışık, Macide Tanır ve Sapanca vardı filmde, ben de nicedir unuttuğum bu filmi pek sevmiştim. Mekan çok güzeldi aklıma kalan.

    benim eskiden tatlıcılığım vardı. hatta şu fıstıklı Damak çikolatalardan tablet tablet yerdim, sonra ne olduysa bir tiksindim tatlıdan, yaklaşık 10 senedir yediğim tatlı bir damak çikolata tableti etmez, ne bileyim, böyle oldum işte .
    Sevgiler çok 🙂

  5. Ben gezdim geldim, evde dinlenene selam ederim. 🙂
    Bıyıksız yaz, şu demek sanırsam: Bu yaz su sıkıntısı olursaymış, bakan beylerden biri bıyıklarını kesermiş. Şimdiki durumda kesmesi, neredeyse garanti. Tanımlama ona atfen olsa gerek.

    • Gördüm gördüm şimdi. Zamanlama tam da akşam yemeğini sindiren bünyeye manidar oldu yalnız o çibörek fotolarında 😦 bugün var ya, iyi dinlendim hakketten ama. düşün daha yeni bilgisayara geçtim. O Bakan bey bıyıklarını yesin işalla. Ölecez bu yaz kuraklıtan, net :(( ve fekat bir yerlerden müjdeli bir haber duydum, kar mar diyordu ya, du bakalım 🙂

    • Hahahaha 🙂 Müzi sabah sabah çok güldüm. Bir türkümüzle bağlayalım olay: ” kaytan bıyıklaaaarımı sürsem nireleeeeerine” 😛

  6. Elektram ve Şulem,
    Sizi çok seviyorum, yoksa şu inceden inceden “touch”lara pabuç bırakmazdım. 😉
    Müzicim,
    Hakkaten damarı iyi bulmuşsun. :))

  7. aaaa, ne dedik yaaa :)) valla touch yok. ben anlamadım misal bıyıksız yaz olayını. sen de bana touch ödeşelim 😀

  8. aaaaa valla günahımıza girdin ekmekcim. hic öyle dokundurma falan yapmadım bi kere. ben gelip cevap verene dek, sen yanıt verdiğin için gündemi takip etmeyen elektra hanıma; öğretmence bir “afferin”di benimki 🙂 ne yapayım, ruhumuza işlemiş güzel iş yapanın sırtını sıvazlamak, meslek hastalığı gibi gör sen benim “afferin”i olur mu? başkaca bir şey değil yani 🙂

    “müzim öldürdün beni gülmekten” diyecektim ki elektramın türküsü kopardı beni 🙂

    • Ekmekçime benden de sevgiler :))
      Türkü tamamen müzi’nin verdiği pasa karşılıktı, okuduğumda boğuluyordum az daha çay içerken :)))

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: