Yaparım Bilirsin!

Annem benim bu bir şey aklına gelince hemen yapacak hastalığından ölme durumumu onun o en şahane laflarından olan “amaaaaan, bu kızın bu huyları. Koca olsun, bu gece olsun.” ile tanımlar.
Haklı da, ona çok eziyeti olmuştur bu huyumun. bir şeye taktım mı onu yapana kadar yer dururdum onu teee gençkene, çocukkene.
Bir gece saat 9’da açık yüncü bile aramak zorunda kalmıştı.-aman ne olacak bulunur ki demeyin, kaç yılından bahsediyorum şurda. Daha mağaradaki öküz resminin çamuru kurumamış. öyle :P-
Ne o, canım örgü örmeyi öğrenmek istedi ve evde tam da benim istediğim örgüyü örecek yün yok.
Kadıncağız suratımdan ve bıd bıd peşinde dolanmamdan yılarak can havliyle sokağa atmıştı kendini. bak yazarken aydınlandım. sanırım benim için değil kendisi için atmış kendini sokağa.
Ne oldu peki bu gece gece yün arama macerasının sonu elektra? diye soranınız olur diye söylüyorum: annem satın alamasa da o saatte açık yüncü bulamadığından bana yün buldu da geldi konu komşudan. Sonrasında da iki saat içinde, örgü örmenin bana göre olmadığını kavrayıp kitap okudum 😛 ama annem o yünden bana atkı ördü.
bir kere de hiç unutmuyorum hamileyim ben, koca gün çalışmışım, günlerden pazar, hakan da o zaman polis muhabiri gasteci, yani duru durağı, gecesi gündüzü, uykusu muykusu hep karışmış adamceyizin. neyse işte, bir pazar günü koca gün akşama tv’de yayınlanacak “seven -7” filmi ile hayatın daha güzel daha anlamlı olacağına koşullanmış olan ben, tek istediği o filmi seyretmek olan şiş göbekli hamile ve patlamaya hazır hormon bombası, işten gelince televizyonun bozuk olduğunu gördüm. aman allahım. hayat durdu benim için. tek isteğim o filmi seyretmek ve seyredemiyorum. o sırada kimbilir kaç kaza cinayet mahalle kavgası hayata dönüş operasyonuna gitmiş olan ve bir kaç gündür 10 dakikadan fazla göremediği canı bir tanesi hamile karısını yine anca 10 dakika görüp küt diye uyumaktan başka derdi olmayan bir hakan eve girdi. girdi de ben onu görmüyorum. gördüğüm kişi tamirci ve TV’yi tamir etmiyor, doğubank’ta esnaf ve dükkandan bana yeni tv getirmiyor, arçelik’in sahibi ve dağıtım kamyonunu evin kapasına dayatıp eve tv boca ettirmiyor. Amanın.
Adamacağız neye uğradığını şaşırdı. bir yükseliyor karşımda bir iniyor canım etme deyip. yok. o brad pitt, öhm pardon “Seven-7” bizim eve gelecek arakadaş. bir kere istemiş bulundum. yapacak bir şey yok, tabiatım böyle. neyse hakan bir kaç yeri aradı, kabanını giydi ve hala vicdan azaplarına gark olarak hatırlıyorum evden yorgunluktan yıkılarak çıktı gitti. hala umurum değil. belki adam dayanamayıp terk etti seni elektra? pöhhh! umurum değil. ben o filmi seyretmek istedim ve seyredemiyorum, bundan fena ne olabilir ki hayatta?
neyse efendim, bir kaç çeyrek saat sonra bir küçük televizyonla hakan kapıdaydı. hiç konuşmadan gitti, yatıp da seyredeyim yorulmayayım diye kanepemin karşısına tv’yi yerleştirdi. fişi taktı, tepe anteniyle oynadı falan bana o kanalı buldu. tabii tv görünce azıcık sakinleyen ben gerçeklerle yüzleşip utanç duygusuna gark olmuş durumdaydım. nerden buldun dedim, -pazar, akşam, insan merak ediyor tabii- bir arkadaşlarının evinden almış getirmiş. yani mutlu son. ııhhh- değil, bir çeyrek saat de rezil oldum herkese, herkes beni şımarık sanacak, patates istenir gibi tv istenir mi diye ağladım. neyse canım hakan bu krizimi de öpe koklaya atlatmama yardımcı oldu ve uyudu ya da belki bayılmıştır bilemeyeceğim. ben de filmimi izledim. İzlerken uyuyakaldım da hakan bilmiyor. 🙂
sabah sabah amma gevezelik yaptım di mi?
Şunun için.
Dün gideceğim diye niyetlenip gidemediğim deniz kenarı kahvaltımı yaptım da ruhum huzur buldu diyecektim blog. 😛
eğer gitmeseydim belki şu anda ileride yazacağım başka bir “ben bir şeyi yapmak isteyip de yapamazsam bilmem ne olur” yazısı anısı oluşabilirdi.
ama şimdi anı niyetine iyi ki de gitmişimi kaydedeceğim şahane bir fotoğraf koyayım buraya.
1497456_10152385778950101_1978650874_n

dolmabahçede tam da güneş yükselirken içine İstanbul kaçmış bir çay içtiğim anda bu huyum her zaman da kötü bir şey değil canım diyordum kendime.
değil ama di mi?

Reklamlar

Yaparım Bilirsin!” üzerine 6 düşünce

  1. Yükselen burcum takıntılı ben değilim yani. Oh rahatladım :)) valla iyi oldu ekmekçim. ünü böyle keyifli kapatabilirsem + hanesine yazacağım bugünü hayatın. 🙂

  2. Ne kadar da benziyoruz bak. Annem de benim için “Çingenenin tatlısı varmış,sabaha kadar dayanamazmış” derdi, hatta bizde nöbetçi pastahane bulalım diye bir aile esprisi de o yıllarda oluşmuştur, bazılarına tuhaf gelebilir fekat akşam olunca her yer kapalı olurdu malûmunuz. Ben de terazi olduğuma göre yükselen değil de esas burçtan ötürü olabilir.
    Resim de çok güzel.

    • Serpil, senin anne lafını da çok sevdim yalnız. duymamıştım hiç :)) ben bazen annemin laflarını yazayım not edeyim diyorum. bir şey oluyor pat bir laf söylüyor, kalakaldığımdan not almayı unutuyorum :)) Benim yükselen de ikizler yalnız. iki dalgalı burç beni bu hale getirdi diyebilirim bence. suçu onlara atasım var :))

    • aaa, bak tezcanlı yazınca ne sevimli oldu 😀 evet evet, tezcanlıyım ben. dokuzcanlı gibi. bayıldım 🙂 severim seni ben Şulem ya. budur işte.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: