Ne güzel günler

şalalalaa diye başlamak isterim sevgili blog. Öyle değil ama olsun. Gelip de seni boğmak istemedim bir an.

Kıyamadım be. Ergen tumblr blogları gibi davranıyorum sana bir zamandır zaten.

Arada bir gel, ağla ağla git.

O nedenle şalalaaaaa yani.

Beni sorarsan sevgili blog, kandırmaya gerek yok seni.

Tamam bunalım bunalım yazmayacağım, ama durum saptaması da mı yapmayalım? z raporu düğmesine basıyoruz ve şunlar yazıyor durum raporumuzda:

Hayat sıkıcı..

Dünya boktan.

Ülke …peh! ülke mi?
Konuşmaya bile gerek yok geçelim.

Dur kantinden aradılar kahvem hazırmış alayım da geleyim.

20140104-173925.jpg

Biraz şekerliymiş ama hiç önemli değil. kahve çok güzel bir şey. Sana hep yazmışımdır, parfümü olsun hep sıkayım.

Neyse, devam edelim.

Depresyonun ilk belirtilerinden biri uykuya kaçmaktır ya, bende de bu bilirsin filme kitaba kaçmak biçiminde tezahür eder. -Aynı yazıya küfrü ve tezahürü koyabildiğim için tam burada yanaklarımı uzatıyorum, al sık biraz.-

Kitaplar okuyorum, filmler izliyorum.

Değer değmez, ayırt etmeden.

Oburca.

Depresyonda iştah da kesilirmiş derler, bak bu belirtiye uymuyorum.

Okuyayım diye hep niyet ettiğim yazarlardan biri ile mesela tanıştım nihayet. 3 kitabıyla Hatice Meryem’i davet ettim gri günlerime. Tanıştık epey yani.. Nasıl?

İyi niyetli diyelim. Kötü değil, kalemi aydınlık. Ama okuma gereksinimim çoktu belki ondan kısa ve yüzeysel geldi bana. Olsun, bir sürü twit okuyacağıma onu okumuş olduğuma memnunum yine de.

Sonra canım yazarlarımdan Hamdi Koç okudum. Şu son romanı, “Çıplak ve Yalnız” . Özellikle serim (öhm) bölümünde metne boca ettiği esprili diyaloglar, iç sesler toplu taşıma kullanan beni epey zor durumda bıraktı. Düğüm bölümü (bir öhm daha) düğüm düğümdü biraz, ne diyorsun canım benim demek durumunda kaldım sayfaları çevirme arasında, Sonuç bölümünde ise sonlandı roman işte 😀

Oya Baydar’ı alıp koymuşum bir kenara, vallahi hatırlamıyorum ne ara aldığımı. Allahım ne okusam diye eşelenirken kütüphanede jelatiniyle falan “O Muhteşem Hayatınız”ı bulmak tam bir sürprizdi. Bi dakka ya, yılbaşına yakındı, yoksa? Santa? – Tamam sevimsizleşmeyeceğim, tamam-

Dersim’i anlatmış. Yani o kadar nasıl ve ne zaman aldığımı bilmiyorum ki bu da kanıt olsun. Kitap almadan azıcık oradan buradan bakarım nedir ne değildir diye. Bunun konusu bile bulmam kadar sürpriz oldu. Severim Oya Baydar’ı ben. Beni bilirsin zaten blog, yazarlara kredim sonsuzdur, çağdaş türk yazarlara da, çağdaş türk kadın yazarlara ise kıyamam. kredi de neymiş. hepsi canım hepsi ciğerim. Duygusal bir bağım var edebiyat dünyasıyla işte böyle. Kitap fena değil, bir çırpıda bitti gitti. Sadece yine aşk kısmına gelince bizim kadın yazarlarımız azıcık klişelere kayıyorlar ondan rahatsız oldum, ama dedim ya, olsun. canı sağolsun.

Filmler ve diziler de diğer antidepresanlar. Modern Family vardı bir ara dadanmıştım, sonrasında hangi siteye baksam bıdı bıdı bıdı kanunlar gereği kaldırılmıştır notu. sinir olmuştum. Zira keyifli bir komedi dizisi yoksunluğu çekiyorum. Friends falan izlerim arada kahvaltıma eşlikçi rastgele bir bölüm. Big bang theory biraz , HIMY ise tümden sevimsizleşti. Neyse, bir gün yine bir umut baktım ki Modern Familyyyy. Ona dadanıp izleyemediğim 3 sezonu yuttum önce. Sonra yine kaldım dizisiz. Grey’s Anatomy’i artık neredeyse bayramda mecburen gitmem gereken bir akraba yerine koyup arada bakıyorum. Öyle olunca dalıyorum film sitelerine gözümün kestiği ne varsa artık.

Rastgele izlediğim filmlerin arasında, sadece iki filmin peşine düşüp izledim bu obur günlerimde. Biri Frances Ha, diğeri Departures.

Frances  Ha’nın siyah beyaz bir NY filmi olması hoşuma gitti. Bir de Frances karakterinin çocuksuluğu. Büyürsünüz elbet, ama çocuk kalarak büyümenin de bir sakıncası yok diyen halleri de.

Departures ise… Durmak gerek burada. Bu filmi izlemekten epey bir kaçtım. Ağırdır dedim, cenaze levazımatçısı izleyerek kendimi sıkamam dedim vesaire vesaire vesaire. Ve sonra işte izledim. Ne güzel bir filmmiş.

Birisi ölmüştü, Ulus Baker diyesim geliyor ama emin de değilim. Ece Temelkuran bir yazı yazmıştı, bizim ölüden nasıl da çabucak kurtulup ölümü yadsıyarak sürdürdüğümüz sefil hayatlarımıza dönmek üzere kurgulanmış geleneklerimize dair. Namazın ne kadar çabuk, definin ne kadar alelacele ve ölenden kaçarcasına olduğuna dair.

Katıldığım çok cenaze olmadı şükür. Ama işte görürsün bilirsin. gerçekten hak vermiştim o yazıda ben Ece’ye . Bir dönemdi, sıpanın doğumundan sonraki dönem. Bilinçaltımın en oyuncaklı simgeleri ile süslü çok ama çok rüya gördüğüm bir dönem. Ama ne rüyalar. Hiç unutamayacağım, temel motifi kaygılarım olan pek çok rüya.

O dönemde neredeyse tüm sevdiklerimin ayrı ayrı dahil olduğu ama aynı senaryoya sahip ölüm rüyaları görürdüm. kaygılar işte dedim ya. Bir çocuk getirmek dünyaya ölümlülüğümüzün farkına daha mı çok varmamızı sağlıyor? Sanırım evet. Bu rüyaların mekanları, farklıydı hep belki. Baş oyuncular da farklıydı, ama hepsinin ortak özelliği ölü olduğunu bilen ve diğerleri tarafından da ölü olduğu bilinen sevgili ölülerimin olmasıydı. Anam, babam, hakan, sıpa, arkadaşlarımdan bazıları, ablam, kardeşim. bu gece kimin kaybıyla yüzleşeceğim acaba diye uyuduğum gecelerden bahsediyorum yani. Bildiğin manyakça bir dönemden geçtiğim hormon mağduru bir genç kadın idim o zamanlar. brrr.

Neyse, benimki nasıl bir dayanamam anam babam reddi idiyse benim ölülerle biz oturup sohbet ederdik bu rüyalarda. Yarın gömüleceklerdi, biliyor ve üzülüyorlardı, ben zaten bu can yakıcı bilinçle har har har yanarak katılıyordum rüyaya. Sonrası ateşle yataktan fırlamalar, el ayak titremesi ile sigara içmeler ve iç sıkıntısı iç sıkıntısı. Sonra sonra azaldı artık böyle kaygılı rüyalar görüşlerim. normale giren hormonlar ve rutine dönüşen çocuk sahibi olma duygusu, değişen role rağmen yeniden hayata güvenme illüzyonu geliştirme. artık ne sayesinde bilmiyorum ama, görmedim sonraları.

Filmden buraya niye geldik? Çünkü filmde anlatılan öykünün içindeki cenaze ritüelleri beni çok etkiledi. ritüellerde bir şey yok pek de, o ölmüş olanı hemen hayatlarından çıkarmaya çalışmamaları, cenazedeki sükunet, törensellik falan. Çok etkilendim filmden. Film zaten bu temel üzerine kurgulanmış ve tam da benim etkilendiğim yerden etkilemeyi hedeflemiş insanları. Ben de işte yanıltmadım yönetmeni senaristi. 🙂 Bitince de benim eski rüya anılarım faş etti işte. Bu film yeni değil, izlemeyen bir ben kalmışımdır hatta belki ama, yine de yazayım dedim.

Müzikleri de güzeldi bir de Japonya taşrası diye anılan o yerlere de bayıldım. Japonya güzel be. Bir kere kar yağıyor. Güzel olması için yeter. 🙂

Şu fragman da dursun burda.

Yazarken aklıma geldi ben blog maceramda ne çok yazıda lafı rüyalarıma getirdim. hatta sıpanın rüyaları bile dahil oldu bir ara yazıların içine. ayrı bir blog mu açsam “rüya günlüğüm” diye, forum da koyarım, alllaaaah, ne yorumlar ne yorumlar. Dur bak, yazıdan iş çıkardım kendime. 🙂

İşte böyle blog.

sözümü tuttum hiç bıdırdanmadım sana

Hayatın sıkıcı..

Dünyanın boktan.

Ülkenin …peh! Susayım ben en iyisi.

Reklamlar

Ne güzel günler” üzerine 6 düşünce

    • Örtmenim sana da iyi seneler. Diziyi duymamıştım. Bir kurcalayayım bakıyım 🙂 adı da pek ilginçmiş 😛

  1. süper bir yazı olmuş, blog camiasının bir ferdi olarak seni çok taktir ettim 🙂

    “çıplak ve yalnız”daki “efendimisss”ler beni çok eğlendirdi. seviyorum bu adamı 🙂

    oya baydar ise son zamanlarda bende hayal kırıklığı oluyor hep ama bu kitap nispeten daha az hayal kırıklığıydı diyebilirim yoksa bir “erguvan kapısı” değildi ne yazık ki 😦

    ülkenin ve (benim özelimde) okulun boktan haliyle ilgili olarak son günlerde dilimde aynı dize var hep “dünyanın hali gibi halimiz”…

    iyi ki sen varsın ama. dostlar var. şiirler, kitaplar, filmler…yoksa can sıkıcılığı dayanılmaz bir yer olurdu dünya. bir de kedi mi alsam ne? fena imrendiriyorsun 🙂

    • Yazmak-ki bu sıra çok yapmama rağmen 🙂 – İyi geliyor Şulem her zaman. Ne bileyim, işte biz eski bloggerlar bunun tadını almışız bir kere, ne kadar yazmasak da yazabileceğimiz bir blogumuzun olması iyi bir his veriyor yani bana en azından.

      Dediğim gibi, tutamadığım çok kıkırtılarım hatta kahkahalarım oldu Çıplak ve Yalnız’ı okurken. Ortaları geçtikten sonraki kısımda bir dağıldım ben. Ama oraya gelene kadar ki hınzırlıklar çok güzeldi :))

      Oya Baydar’ın Erguvan Kapısı da Sıcak Külleri Kaldı da güzeldi. Bu da sanki en politik olması gereken konuda hem de biraz romantik kaldi bana.

      ve işte bu nedenle seviyorum seni, aynı türkü mırıldandığımız, “Dünyanın hali gibi halimiz”.

      Kedi kısmını hiç atlama, hemmen al derim. Şu ara en şahane şey konularım içinde o 🙂
      Haydi, yarın görüşürüz 😛

  2. Elektram şalalalaaam
    Ne iyi ettin de yazıverdin
    Bu aralar hep aynıyız demek ki
    Hatice Meryem’in ilk kitabını okumuştum, Sinek Kadar Kocam Olsun galiba adı, şimdilerde OT dergisinde de yazıyor.
    Ben de Veciz Sözler’i okuyorum, Barış Bıçakçı’nın okumadığım tek kitabı oydu, ay ne kadar güzel ya, tatlı bir keder, içine işliyor insanın, diğerlerini de tekrar okumalı yenisi yazılana kadar
    (Bizde de kedi var Şulecim 🙂

    • Serpilcim tralalaammm :)) Her yeni iç döküşümde biliyorum ki Serpil’e de sesleniyorum. Ne güzel böylesi ya, işte sonra blogculuğun nesini seviyorsun? Seviyorum huleynnn 🙂

      Ot dergisini çıktığından beri takip ediyorum. İlk geçen ay yazdı Hatice Meryem ve güzel bir yazıydı. İşte o kısa yazılar güzel de bir kitap bütünlüğü içinde derdini anlatması için biraz süreye ihtiyacı var gibi. Yoksa kalemini çok sevdim.

      Barış Bıçakçı mı dedin? Ah ! O konuda beni bilirsin. Canım o benim. Bİricik yazarım, cümlelerini sevdiğim. Okumadığım kitabı olsa keşke :(( Bunu ukalalık olsun diye söylemiyorum valla. Seni kıskandım da ondan.

      Kedilerden daha çok bahsedelim, herkesi kedici yapalım bence .
      Öperim Serpil, sevgiler.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: