NASIL BİR NEM.

dışarısı iyi aslında.
hafif bir esinti nemin bunaltıcı nefesini hafifletiyor.
biraz önce dışarıdaydım da oradan biliyorum.
bölümdeki çılgın telaştan kaçmak için sokak işlerini üstlendim ben de.
bu hafta 3 günlük tatilden sonra bir de tüm haftaya yayılan bir takım öğrenci eğlemek amaçlı etkinlikler söz konusu caaanım okulumda.
her bölüm kendince atraksiyonlar peşinde.
demin mesela elementler sahnede rap yaptı, bir başka element sultan süleyman oldu rol kesti falan.
çocuklara eğlence olsun, daha doğrusu ders kaynasın da ne olursa olsun 🙂
bir de dersi kaynayan öğretmene bakıp intikamcı bir gülümsemeler falan.
🙂 hay şaşkınlar, ben sizden çok mutluyum valla.
şu saatte şu havada ders yapmayı kim ister ki?
neyse, sokak işinden buraya geldik bak.
bizim bölüm de işte yöresel yemekler kermesi gibi bir şey tasarladık.
çocuklar yemekleri getiriyor. yöre yöre masalar açılıyor.yöre müzikleriyle çığırtkan gel geller eşliğinde yemekler pazarlanıyor. kazanç da bir yerlere bağışlanıyor.
kola mola aldım da geldim işte demin ben de çıkıp.
zira bölüm odası bir lokantanın mutfağı kıvamına gelmişti, sıcak bir yandan türlü çeşit yemeğin kokusu bir yandan, bölüm telaşlılarının telaşı bir yandan.
bir sınıf aralarında para toplayıp içecek sponsoru olmuş, parayı getirdiler ben haydi bakalıııım bunu da ben halledeyim deyip hop bakkala.
bakkala verdim parayı, dedim sen kat katıştır para yettiğince hazır et yükü, ben şuracıkta oturayım.
tam önünde gül ağacı, ağacın dibinde sandalyesi olan bir bakkal, söz konusu bakkal.
en şahanesi yani.

20130523-151535.jpg

gördüğünüz güllerin yanına ilişip bir nefes aldım da geldim yani lafın kısası.
nasıl kısaysa ben de bilemedim, havada nem var ama dışarıda rüzgar sayesinde o kadar da kötü değil yazmak da bir meziyet.
yok bende öyle meziyetler.
arada işte anneciklerin yanına gittim.
anne evinde olmak demek sabahları uyandığında kahveden önce kahvaltı edebilmek güzelliği demek.

20130523-151601.jpg

bol bol şımarmak demek.
kardeşlerinle olabilmek demek.
keyfince gezmek demek. kısaydı aslında gezim. hepi topu 2,5 gün. ama yetti işte koşturmacanın dışına çıkmak.
yedik, içtik, sahilde yürüdük.
kardeşimin açtığı el işi tezgahında bir tam gün üç kardeş çınarın altı sandalye keyfi yaptık.
benim esnaf olma hayalimdeki bir günüme ucundan benzeyen bir gün geçirdim çınarın altına elimde kitabımla oturduğum, çay, kahve eşlikli dedikodulu sohbetler ettiğim o gün.
güzelmiş 😉 evrene hayal salmaya devam.
şu, kardeşimin el işi tezgahı.
bu aslında uzun yazmam gereken bir hikaye.
zira kardeşim kendi kendine o kadar güzel şeyler yaratmış ki küçük kasaba sıkıntısını aşmak için.
zaten anam babamın tüm küçük kas kullanımı gereken işlerin yetenek genini rezerve ettiği bir tekne kazıntısı olduğunu çok kere yazmıştım sana blog.
resim, desen, dikiş, nakış, örgü, heykel,… hani çöpü koy önüne şahane bir şey haline getirir benim minik sana onu.
neyse, ama ürettikleri ile aşk ilişkisi içerisinde.
biz iki abla bildiğimiz tüm gerçek ya da -e ticaret kuralları çerçevesinde kızı ikna etmeye çalıştık bu şahane işleri satmak konusunda, ııh. kıyamıyor. sahilde bir sanat pazarı oluşturmaya çalışıyor belediye, bu da her gün el işlerini alıyor burada ayarladığı tezgaha koyuyor.
satmak adına da gram çabalamıyor.
markalaşmak falan anlat bakalım bu sanatçı zihniyete 😛
neymiş, el işi ve tek, biricik şeylermiş bunlar.
internete koyduğumuz anda kopyalanırmış, esprisi kalmazmış.
yaptığı şey değil elbet tek ve biricik olan.
etamin derdik eskiden, ben en fazla ortaokulda okuldaki ev ekonomisi denen ve benim gibi yeteneksiz için tam bir kabus olan derste kocaman delikli olanlarından bir sehpa örtüsü mü ne yapmıştım. onu da yapamamış anneme bitirtmiştim.
neyse bu etamin denen kumaş cinsinin en minik delikli olanlarını işleyerek buzdolabı magneti, yastık, pano, omuz çantası falan yapıyor kardeşim.
orjinal olansa işlediği desenler.
istediği, gördüğü her tür şeyi önce kareli kağıtlara çarpılarla geçiriyor, sonra gelsin magnetler, gitsin çantalar.
benim minik acayip yeteneklidir, demiştim di mi blog. – hiç kıskanmıyoruuum, hiiiiç – 😉
işte orjinal olan çizdikleri, işledikleri.
benim öbür blogda yazı resimlerim minik melek figürleri olurdu.
belki, hatırlayanınız vardır.
o zaman da bu meleklere bayılıp gel bunları markalaştıralım, t-shirt, yüzük, kolye ucu falan yapıp satalım derdik biz iki abla buna.
ııh, ikna edemezdik.
iki üç senedir onlara çok benzeyen melek figürlü bir takı markası ortaya çıktı ben biliyorum. ve aklıma geldikçe kardeşime telefon edip saydırıyorum.
ama onun umru değil.
o sadece yapmayı seviyor.
sanatçılık başka bir şey de, benim kardeş bu dünyanın insanı değil ben onu derim başka da bir şey demem.
neyse, işte bizim miniğin tezgahında bir tam gün üç magnet satıp bu kadarına sevinmenin nasıl bir şey olduğuna dair bir ruh terbiyesi dersi de aldım geldim baba evi, ana toprağı gezimden.
şimdi ise, terler dökerek bölüm odasında bunları yazıyorum.
çok nem var. yine kendimi bir sokağa atıp havalanıp gelmeli.
sokağa dedimse okulun iki adım dışına işte. bir ağaç altı buldum, oraya.
olsun, buna da şükür blog.
mayıs’ta bu ise havalar temmuz’da ben kendimi nerelere saklasam deyip de ağlayan kış sever elektra, herkese bol esintili ağaç altları diler efendim.

bu eski ve çok sevdiğim şarkı tercüman olsun “yağ artık mübarek de bir rahatlayalım” çığlıklarıma.

NOT: bu yazının yazılışı sırasında 4 saat ders anlatılmış, 2 kere sigara molasına çıkılmış, kermes etkinliği hal edilmiş, yiyecek şenliğinden 2 adet kuru antep dolması, 4 adet yaprak sarma, bir parça su böreği mideye indirilmiş, 2 adet öğrenciye ayar verilmiş, 3-4 bardak çay ve bolca su içilmiş ve yaz mevsimi defalarca kınanmıştır.

Reklamlar

NASIL BİR NEM.” üzerine 13 düşünce

  1. ben etamin konusunda eksperim mutlaka ama useniyorum, oyleyse yarin. bu baabta kardesinden bana kendi sectigi herhangi deseni isledigi bir kitap ayraci talep ediyorum. parasini odemek sartiyla tabii 🙂

  2. He gülüm. Ben de kitap ayracı isterim, aynen Aslıcığım gibi. 🙂
    Yağmura gelince, sıkı yağıp yük atan bi tanesi için Cumartesini bekleyecekmişiz. Şimdilik rüzgar esip tozutmakla meşgul…

  3. aslimu, biliyorum etamin konusundaki maharetini 🙂 bir daha gittiğimde getireyim ayraç madem sana 😀 para işini sonra hallederiz 😀

  4. ekmekçim, demek cumartesi ha? çok fena toz duman ortalık. her yerimi toz içinde duyumsuyorum şu an. ıyhhhh, pis işte sıcak pis. Ayraç mevzuu ise, Aslı’ya yazdığım gibi. ayraçlarınızı elceğizimle getireceğimdir. 😀

  5. Son paragrafa kadar gayet ciddi okudum fekaaat son paragrafta çok güldüm, bu havada ayar verilen öğürencilerin yüzünü hayal etmeye çalıştım, ilahi Elektram 🙂

    • :))) ama hakettiler, hakettiler ama Serpilcim ya. bu yiyecek kermesinde sucuk ekmek yapmak için mangal var kocaman. birbirlerini onun üstüne itmeye çalışıyorlar. yanacaklar şapşallar ve bunlar da liseli yani. akıl yok. onunçün, ayar verdim :))

  6. sende kardeş bende abla yetenekli. gel şekerim, biz seninle şunlara bu maharetlerini sergileyecek ortam hazırlayalım o vakit, fena mı olur ?
    belki biz de bir kaç yıl sonra ortak bir kitapçı açar, bir yandan okur, bir yandan satarız. allahım bizi duy, lütfen, dinimiz suphaneke amin 🙂

    • Şulem ya, dün bir ara cidden üstümü başımı paralayacaktım nemden. felaketti. bu yaz için çok kaygılıyım, çoooooook.
      benim kardeşi her tür ortama direniyor, minik tezgahı ile mutlu imiş .kocaman tek bir tükkan açsak da her ihtiyaca yönelik mi çalışsak diyorum :)) sohbet de pek tatlı olur hem 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: