TATİLİNİZ KUTLU OLSUN LA!

dün okula gittiğimde bugünü ruhu uyandırmadan atlatırsam tam 4 gün tatil yaparım uyanıklığında idim, ama cevval kısım ruhu ele geçirince bir sürü birikmiş iş bitirdim.
zira sevgili öğrencilerimiz sadece hayal kurmakla kalmayıp yapmışlardı da, okulu asıp 4 gün tatil yaratıvermişlerdi kendilerine.
afferindi tabii onlara.
ben öğrenci olsam ben de yapardım, n’olcak.
ama tabii dersle olsun geçen vakit boş oturmakla geçmeyeceğinden birikmiş yazılı notu girme, şu sosyal sorumluluk projesinin afişini grafikerimizle mailleşmek maarifeti ile oluşturup son haline getirip onaylatıp bastırma, kalk gidelim kıvamına gelmiş dolabımdaki atılacakları atma, atılmayacakları dosyalara koyma falan gibi benim bile kendimden beklemediğim bir sürü işi bitiriverdim.

ki, o esnada akşam oluyordu.
bu eve gitmek demekti.
kadın, büyük bir neşeyle çantasını omzuna asıp merdivenlerden kırlarda koşan bambi gibi indi ve servisin cam kenarına yerleşip kah yolu seyredip kah servis arkadaşları ile dedikodu yaparak eve geldi.

o ben oluyorum az yabancılaştım şu an böyle yazınca kendime.
yabancıları burada sevmeyiz.
kendimize dönelim.
neyse, eve geldim işte.
bu sıra sıpamız haftanın 3 günü eve geç gelmekte.

tam bu esnada bir flashback…

çoookk eskiden beri benimle olan blogdaşlarım belki hatırlar, benimki küçücükken kendo sporuna gönül vermişti de küçüktü, getir götürü bana kalacaktı, hakan’ın hiç vakti yoktu, bense deli gibi çalışıyordum ve o yüzden bu getiri götürü gözüm yememiş ve çocukceğizimin hevesini kursağında bıraktırmak zorunda kalmıştım.

günümüze dönelim…

işte bu benim sıpa, meğersem o aşkından hiçbir şey kaybetmeyip kendi ayakları üzerinde duracağı günlere ertelemiş vuslatı.
bir ay önce yanımıza geldi ve ben kendo’ya başlamak istiyorum, kendim gidip gelebilirim dedi.
biz tabii hafif de bir utançla peki dedik.
işte başladı geçen hafta nihayet.
gece 10:30’larda eve geliyor olması şimdilik beni geriyor olsa da, susup alışmak zorundayım sanırım.
bir de tabii, dersler dedik ana – baba kişisi olarak.
ters giderse karışmayız diye de eklemek zorunda kaldık sevimsiz bir biçimde.
n’abalım.
bu da bize düşen kısım.

neyse işte, eve geldiğimde dün aç da olmadığımızı fark ettik hakan’la ve oh, bal börek bir tatil öncesi akşam keyfi yaptım keyfimce.

sabah sıpayla başbaşa bir kahvaltı yapacaktık.

.

20130423-191751.jpg

uyandığımda aklımda sadece ne zamandır canım çeken domatesli biberli yumurta pişirmek vardı.
ben pek severim, menemen gibi de değil ama. domates biber daha diri, yumurta daha az çırpılmış olacak menemene göre.bir de işe gitmeyeceğime göre bol sarımsak koyabilirdim içine. yaşasındı.
kahvaltı keyfinin ardından, ortalık toplamaktı, dipfrize geldiğimde yemek için elimin altında hazır olsun diye yemek altlıkları hazırlamak gibi,

– kıyma kavurup poşetlerde dondurmak, tavuk haşlayıp didikleyip etini ve suyunu dondurmak, soğan biber domates kavurup poşetlerde dondurmak, geceden ıslattığım fasulye, nohutları bir pişirimlik bölüp poşetlere ayırmak ve hazır tutmak elin altında… tüm bunlar hayat kurtarıyor çoğu zaman. bir yarım gün ayırıyorsun belki, ama kaç saatini ve daha önemlisi işten eve gelip mutfakta çaresizce gözyaşlarına boğulmanı engelliyor 😛 –

işte bir takım sevimsiz işlerle günümün bir kısmın harcadım.
aslında sevimsiz lafın gelişi.
ben mutfakta hep mutluyumdur.
seviyorum kesmeyi, doğramayı, önce çılgın bir dağınıklık yaratıp sonra hiçbir şey olmamış hale getirmeyi, elimin suda olmasını, dolapları açmayı kapamayı, eğilip tencere almayı, rafa uzanıp tabak bulmayı falan.
bence de saçmalıyorum 🙂
ama böyle.
bugün mutfağa taşıdığım laptop’a işime eşlikçi şu listeyi de yükleyiverdim. Neşet babamla hem söyledik, hem işimizi yaptık. arada ağladım, ama soğandandı.

20130423-191926.jpg

sonra bir kahve yaptım, ve bu sezon nedense arama soğukluk giren amirimin biriken bölümlerinden bu haftaiçinde erittiklerimden bugüne kalan yayınlanmış son iki bölümünü izledim. – vuhuu bu cümleyi nasıl toparladım ben bile bilmiyorum. –
niye böyle oldu sezonun başında bilmiyorum ama bir soğudum sanmıştım.
ama fark ettim ki, sorun amirimde değil. ben artık gününde ve televizyonda dizi izleyemiyorum. televizyon baya baya hayatımızdan çıktı biz anlamadan. evin her ferdi, kendi keyfince seçtiklerini canı ne zaman çekerse o zaman açıp izliyor. bir zamanlar uyanır uyanmaz, eve girer girmez açtığımız televizyonun böylesine kesin bir biçimde hayatımızdan çıkmasına çok şaşırıyorum. ama oldu valla. işte o yüzden, bunu fark edince Behzat’ı da eriteyim diye geçen haftadan beri okulda boş derste, evde fırsat buldukça falan bir bir eritiverdim. özlemişim la.
yan etki olarak çokça “la” diyorum ve okulda kuytulara saklanıp bomonti birası nasıl içilir acaba hayalleri kuruyorum. 😀

işte böyle blog. bir tatil gününün gündüzünü devirip akşamına ulaşmakta iken, açayım da yazayım şunları dedim. öncesinde deneyeyim diye aldığım şu köpüklü möpüklü kapuçinolardan yaptım kendime. sonra dedimki, hadi bir de tarot kartı çekeyim iki tane. – bir ara merak sarmıştım. başlangıç seviyesinde bir kitap alıp ciddi ciddi çalışmıştım kartları, anlamlarını, açılışları falan. sonra bir elektra klasiği olarak sıkıldım 😀 ama bugün içimden geldi.
Münzevi ve Denge kartlarını çekmişim.

20130423-192357.jpg

Münzevi,

kişinin bir münzevi gibi bir süre yaşamda geri çekildiğini veya işlerin güçlerin durgunlukta olduğunu anlatır. olayların, insanların ve detayların kendi içine çekilerek sakin bir şekilde analiz edilmesi gerekliliğini vurgular. bir uyarı kartıdır aynı zamanda. bu şekilde içe dönerek sorunlar çözülmezse, gerçekten her şeyden el ayak çekilebilir demektir.

evet, bu sıra bir el ayak çekesim var aslında işten güçten. emekli olma hayallerini daha çok kurar ve az sayıda insanla görüşür oldum. bugünüme uyuyor yani kartım .
bir de ne dedik, Denge,

bu da bildiğim kadarıyla kısaca ölçülü olmaya bu sıra ihtiyaç duyduğum ya da zaten öyle olduğum anlamında düşünülebilir.

denge zaten benim göbek adımdır la tarot 😛
bu arada tarot’a hiçbir zaman gelecek belirler gözüyle bakmadım. ama bazen işte böyle bir kaç kart çekip kendimce fal oyunu oynamayı sevdim.öbür türlüsü beni ürkütür zaten , neşet babamın dediği gibi bir ilişki kurdum tarotla , ” amanin leyla leyla , söyle yavrum söyle … ”

not: falda çıktı, neşet babamın listesine tıkladığında çıkan şarkıyı dinleyenin eli bol para görecekmiş 😛

elektra, elektra…. fala inanmayın ama falsız da kalmayın diyenlerin sesi.

haydi hoooop, gittim ben

Reklamlar

TATİLİNİZ KUTLU OLSUN LA!” üzerine 4 düşünce

  1. tatil ne güzel şey…ben de hayat bayram olsa modundayim bir kac gundur 🙂 yarin bize okul var tabi ama olsun , 3 gun sonra cumartesi, daha ne olsun 🙂

    bu arada yazini okumak aklima degisik fikirler getirdi. mesela sen radyo programi yapsan ne süper olur. bence sıkı bir hayran kitlen olur 🙂

    bir de bu yazi bana nedense seni ilk tanidigim yaziyi aklima getirdi. su hayrunisa gul’le ilgili olani. “cok eglenceli bir kadin bu” deyip takibe almistim seni. iyi ki :))

    • e bugün bana da okul var şulem canım ya. olay yine bizim öğrenciliğimize döndü artık ya. ilk orta lise ayrımı var artık yine. ve liseliler olarak biz çalışıyoruz bugün :)) ama dediğin doğru, 3, hatta bugünü bitti say 2 gün sonra cumartesi, ho ho ho :))
      radyo programı? hmmmm, kıvırabilirmiyim ki dersin? bir frekans satın alıp başlasam mı acaba, ::))) bakar mısın nasıl atladım, sen program diyorsun ben radyo kuruyorum. hayır, kurayım hepimiz program yaparız. hatta bizim sıpalara bile program yaptırırız. ne olacak ki? hayran kitlemiz mi olur artık eş dost akraba mı arada dinler sadece bilemem, ama biz eğleniriz valla.

      benim öbür blog, biliyorsundur, burayı açınca kilitledim orayı ben. bir ben giriyorum içine, hayaletli ev gibi, geziyorum geçmişin içinde bazen. en çok yorumları okumayı seviyorum rastgele. ne çok paylaşım,ne güzel sohbet var ve en iyisi de geyiğin dibine vurmuşuz bazen. , öyle güzel ki. iyi ki açmışız blogları, iyi ki 🙂
      sarılır da öperim.

  2. Her günün kapüçino tadında olsun Elektram, tatile az kaldı diyecektim fekat yaz mevsimi konusundaki ortak fikirlerimizi hatırladım, terazilikten midir nedir bilmem 🙂

    • Serpilcim ya, dün denediğim markanın kapüçinosunda vanilya aroma çok baskındı , sevmedim pek. başka bir markanınkini deneyeceğim bakalım, onu seversem onun tadında geçsin madem günlerim 😛 seninki de mesela, -tamamen atıyorum bakalım isabet ne oranda olacak?- çilekli milkshake tadında geçsin 😀

      terazi dengesizliği bizimki evet, tatil olsun ama yaz olmasın, güneş açsın ama sıcak olmasın :))) ay ne bileyim keşke hayat biz terazilere göre tasarlanmış olaydı. bence terazi olmayanlar da severdi öyle bir hayatı.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: