YAZIK DEĞİL Mİ GÜNAH DEĞİL Mİ BANAAAA. LA LA LAAA.

Güzel bir hava var bugün İstanbul’da.
Ağustos 15 hep bir kırılma zamanıdır zaten yaz mevsiminde.
Önce renkler yavaş yavaş sonbahara hazırlanır, sonra akşamlar ve geceler duyurmaya başlar sonbaharın geleceğini.
sonra gündüzler de payını alır yavaş yavaş rüzgarları ekleyip bu hazırlığa.
işte öyle güzel bir Ağustos günü bugün.
dün gece sevimli bir film izledim. İtalya’da geçiyor; “The Ages of Love” Robert De Niro da var. İtalyanca filmleri izlerken çok eğleniyorum ben.
müzikal gibi, kulağa çok hoş gelen bir dil İtalyanca.Filmin konusu hafif, hatta eğlenceli. neyse, orada 15 Ağustos’u festival gibi kutluyorlar. Augustus’un bayramı diyorlarmış. Bir tür mevsim dönümü kutlaması diye düşündüm kendimce verdiğim anlamla.
ki evet, çılgın ateşli yaz mevsiminin yavaş yavaş eteğini sürüyüp gidiyor olması kutlanmalı bence de 😀
oh, gidiyor işte.
yaz mevsimine yaydığım tatil gezilerimin sonuncusunu da 10 günlük bir Güzelyalı ana-baba yanı tatili ile bitirdim.
ha doydum mu tatile? hayır.
Ama geçen senelerin sıkışıp kalınmış İstanbul tatilleriyle kıyaslandığında kurtlarımı döktüm sayılır bu yaz.
Güzelyalı, ya da eski adıyla Burgaz’a gittiğimde hep Bursa’nın yakınında bir yerleri de gezi programına günübirlik dahil ederim.
Bursa da sağolsun bu konuda bereketli bir kent.
kısa mesafelerde görülebilecek çok yer var.
bu yıl ki gezi hedefim iki yerdi: Gölyazı ve Cumalıkızık

Gölyazı, Cumalıkızık’a göre ulaşımı biraz daha zor olan bir yer. Bursa’nın dışında, İzmir yolu üzerinde kalıyor.
ama bir şekilde yolunuzu düşürün fırsat bulursanız derim ben. karaya köprü ile bağlanmış bir balıkçı adası.
adanın çevresini yaya dolanmak 1 saatinizi falan alıyor. tabii benim gibi “allaaam leylek, kayık, eski ev, kapı, pencere. instagram fotosu cenneti be burası” havasında gezerseniz 2,5 saat sürebiliyor 😀
gerçekten güzel bir manzara eşliğinde keyifli bir tur oluyor yaptığınız.
sakin, sessiz, kıyıya çekilmiş kayıkların arasında dolanıp balıkçıların onlara bıraktığı günlük balık haklarını tüketen kedilerden ve gölün üzerindeki türlü çeşit kuştan- özellikle de leylek- başka bir canlı görmeden aheste beste geziyor insan öğle saatlerinde gittiğinde. bu arada not; leyleğin her halini gördüm: denizde, karada, yürüken, otururken, uçarken. bakalım seyahat perisi hangisini geçerli kılacak.
sadece Ramazan diye belki de, çay bile içemedik doğru dürüst. Ağlayan çınar diye bir kafe bulduk- ki meşhur bir çınarmış, onun dibini kafe yapmışlar. orada yemek yiyelim dedik, inegöl köfte istedik, hazır soyalı köfteler var ya ondan geldi. tabii, balık yiyebilirsiniz. ben balığı fazla sevmem, tatlı su balığını hiç sevmem. babam denedi, turna balığı yedi. bir ucundan tadına baktım. eh, fena değildi.
işletme beklentinizi düşük tutun yani giderseniz. kötü.

cumalıkızık ise, artık neredeyse Bursa’nın içi sayılabilir. kentin içinden minibüsle ulaşmak çok kolay. ve gittiğiniz anda bambaşka bir çağa geçiş yapıyorsunuz. korunmaya alınmış bir eski Osmanlı Köyü. Akşamüstü gittik kardeşimle. Çok sıcaktı çünkü Bursa o gün. çok da iyi etmişiz. Serin olmasa da katlanılır bir havada gezebildik köyü karış karış.
burası daha bir profesyonelleşmiş turisti ağırlama bakımından. evlerin büyük bahçelerini yeme- içme tesislerine dönüştürmüşler. Nefis bir peynirli erişte yiyip, buz gibi ayran içmek ağaçların gölgesinde çok iyi geliyor insana.
harika evler, harika sokaklar var.
ama artık insanlarına fotoğraf çekenlerden fenalık gelmiş. refleks gibi hepsi, ” evi barkı çekin, bizi çekmeyin” diyorlar. hak da veriyor insan.
bir kadıncağız kısaca şöyle açıkladı: ” almanya’dan yeğenim aradı geçen gün, facebookta herkes seni beğeniyor dedi. e ama ayıp”
haklı, diyecek laf yok. zaten ben yine içine japon kaçmış instagramcı olarak sokaktır, efendime söyleyeyim kapıdır, penceredir çekme derdindeydim 😀 o nedenle sorun etmedim.
baksanıza şu evin gel ve bir daha gitme buradan diyen çağrısına.

işte böyle, gezi yazısı yazmak gezmekle ilgili imiş . gezdikçe parmaklarım mı açılıyor ne. amma yazdım.
şimdi evdeyim, bayramda çekirdek ailem ve ben evde sermeyi planlıyoruz.
elektra, hepinizin yanacıklarından öper, iyi bayramlar dilerken sizi Bursa’lı canım hemşerisi Zeki Müren’le başbaşa bırakır.

Reklamlar

YAZIK DEĞİL Mİ GÜNAH DEĞİL Mİ BANAAAA. LA LA LAAA.” üzerine 2 düşünce

  1. o ev aslında bahçesini çay bahçesi- restoran karışımına döndürmüş bir. içeride düzen aynen devam, ama bahçeleri konuklarla paylaşılıyor. pek çok ev var böyle. öyle ayrı bir atmosfer ki kentin için de, bir ara yolunu düşür derim ben Şulem 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: