GEL GİZLİ GİZLİ

bugün esnaf komşularımın birinin dükkanının önüne attığı ve her çıktığımda sigara içmeye illa bana ikram edilen sandalyeye oturmuş, elime de diğer komşunun uzattığı gazetemi almış okurken minicik bir haber çarptı gözüme: sırların ömrü 32 dakika .
hadi canım dedim buna içimden.
düşündüm, hala taşıdığım bana aktarılmış olan başkalarının emaneti sırlar var mı diye yokladım kendimi.
sır mı değil mi bilemediğim iç döküşler, itiraflar buldum bir kaç.
ama sır olarak sakladım mı bunları, emin de değildim sanki.
bize verilen bir sırrı sır olduğunun farkında olarak ne kadar süre belleğimizde tutabiliyoruz acaba.
çünkü şimdi düşündüğümde benim kulaklarıma hiç Midas’ın berberinin medet umduğu kuyu muamelesi yapılmamış gibi geliyor bana.
ya ben sırların açılmayacağı kadar güvenilmez biriyim ya da sırlara ayrı bir klasör yok belleğimizde.
yani bir zaman sonra pek çok bilgiden biri haline geliyor sırlar.
e bu durumda, bir gün bir yerde bize sır diye emanet edileni sıradan bir bilgi gibi başkasına aktarıyor olmamız gayet mümkün .
bunu düşününce de beni aldı bir telaş.
ya ben?
ben kimlere sır diye verdim yaşanmışlıklarımdan acaba?
aslında böylesi bir yükü yüklemekten ısrarla kaçınırım.
“birine bak sana bir şey söyleyeceğim, ama bu sır” dediğimde onu onun istemi dışında ağır bir yükün altına sokmuş gibi hissederim. düşünsene blog Kral Midas’ın eşek kulaklarını görmek zorunda bırakılan zavallı berberin halini.
sır vermek de sır taşımak da zordur.
akıl ve ruh açısından yorucudur.

ha sırlarım yok mudur?
vardır.
anlatmak istemez miyim ben de birine?
sanırım hayır.

zaten içi dışı bir biriyimdir söylemesi ayıp.
böyle yazınca sempatik bir huy gibi durdu.
aslında ne varsa onu söyleyen, kendini sakınmadan açan biriyim diyeyim de huyumun benim gözümde pek de muteber bir yanı olmadığını anlatabileyim sana blog.
zararını da gördüğüm bir huydur huyu batasıcanın.
yine de vardır her insan gibi içimde taşıdıkça taş gibi ağırlaşan sırlarım.
ama paylaşmam işte o kadarını da.
o kadarını bari yapmam kendime.
çünkü artık onlar aşil’in değil benim topuğumdur.
oradan vurulursam, bir daha iflah olmam diye sanırım, içimde tutarım.
onların dışında kalanlardan verdiysem zaten birilerine sır diye, söylesinler, çok da önemli değildir.
ama 32 dakikada da kendine sır diye verileni ortaya saçacak olana dost da demem, arkadaş da demem, insan bile demem.
haberin kastettiği olsa olsa dedikodu niyetine başkalarına ait bir bilginin dolaşımına ait saptamadır diye düşünelim bence, endişeye kapılmayalım eskaza verdiğimiz sırların kimlerde olduğuna dair.

sırların yeri insanın kendisidir.
sırları dolaşıma sokmak, veren için de alan için de zordur.
çok çok parasını verip psikologumuza anlatalım canım.
bir tür sır bankasından parasını verip kasa kiralamak gibi değil mi zaten psikolog edinmek de.:)

gizlilik iyidir bazen. bakınız bu türküde çok güzeldir mesela:)
elektra herkese taşıyabileceği kadar sır diler.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: