LET’S DANCE!

yaşarken yaşar gideriz de bazen bir trak gelir hani insana.
biri fotoğraf makinesiyle sizin akıcılığı ile gerçekliğini sorgulamadan kabul ettiğiniz yaşamınızı dondurup önünüze süreçten koparılmış bir fotoğraf karesi gibi sunuvermiştir hani.
kendinize dışarıdan bakma deneyimi diyorum.
olur bazen bana öyle.
birden dışına çıkıp manzararanın kendimi de manzaranın bir nesnesi olarak duyumsarım.
bu garip deneyimin sarsıcılığına alıştım artık.
ilk başlarda korkardım.
ilk olarak üniversiteye giderken, final zamanı, bir otobüsün tekli koltuğunda ders çalışırken, aristoteles’in metafizik kitabını tutan ellerimi bir yabancının elleri gibi görmemle başlamıştı.
çok paniklemiştim.
bir başkasının gözünden ellerimi görüyordum.
ellerimi benim olarak duyumsayamıyordum.
bir kaç saniyelik bir şey tabii bu anlattığım,hatta daha bile kısa olabilir. ama sarsıcılığı nedeni ile yanılsamalı bir uzunluğu var doğal olarak
sonra bunun üzerine düşündüğümde, yorgunluk, okuduğum şeyin bende yarattığı algısal hazırlık çerçevesi gibi mantıklı, allaam beynimde tümör var öleceğim sanırım gibi mantıksız nedenler bulmuştum.
sonra sonra bir kaç kez daha yaşadım bunu ve sonra şuna karar verdim.
aslında bunu herkes yaşıyordur mutlaka.
sadece fark etmek ve etmemek meselesidir.
başlarda ürküten ve deli miyim acaba dedirten bu durum, bir kaç kez daha yaşayınca eğlenceli bile gelmeye başladı.
hatta istemeye bile başladım olsun diye.
yok,istediğim an bir düğmeye basıp kendimi dışarıdan gözlerle görebilecek kıvamda değilim.
hala denetim sürecin kendisinde.
ama olduğunda kendimi izlemeyi seviyorum artık.
bazen yemek telaşı içinde mutfağın ortasında panik ve telaşlı bir elektra, bazen bir manzaraya karşı elinde sigarası ile keyif çatan elektra, bazen ailesiyle sıradan bir günün sıkıcılığında genleşmiş vaziyette kanepede devrilmiş yatan elektra.
pek çok halime dair bilgim var anlayacağın blog.
bu sabah sıpa ile deniz kenarına indik.
o kadar az kahvaltı edebiliyoruz ki beraber.
ya da o kahvaltı ediyor hep tabii de, ben uyanır uyanmaz kahvaltı edebilengilerden biri değilim.
çok çok kahve içerim kahvaltı niyetine uyanır uyanmaz.
kahvaltı yaşam düzensizliğimden olsa gerek keyfini unuttuğum bir şey oldu.
-olmasaydı iyiydi diyoruz burada hep beraber-
neyse işte, kahvaltıya gittik oğlumla deniz kenarına.
çok da dilli düdük komik bir sıpa artık sana yazmayalıberi benim sıpa blog.
sohbetlerimiz artık daha bir kıvamlı, daha bir zorunlu anne-oğul konuşmalarının dışında çok çeşitli konuda ve kimi zaman derin kimi zaman sırf birbirimizi güldürelim diye hafif, toz gibi ama öksürten değil gıdıklayan cinsten.
biz böyle konuşa tıkına güle oynaya kahvaltı ederken yine oldu işte o bahsettiğim hal.
uzaktan bir baktım manzaraya.
içim taştı, ağlamadım da ne bileyim sanırım kıvanmak dedikleri o duygu doldu içime.
süreyi yine ben belirleyemedim tabii.
bir an.
bir an ama tüm netliğiyle güzel bir hayattı gördüğüm.
sonra denizkenarında yürüdük ben böyle nasıl desem dans falan da etmek istedim de, sıpa saçmalama anne dedi.
etmedim.
ama edebiliriz di mi. haydi.

Reklamlar

LET’S DANCE!” üzerine 4 düşünce

  1. Bugün Dünya Dans Günü’ymüş zaten, hiç durma:)
    Sıpanın fotosunu gördüm sabah twitter’de, pek yakışıklı maşallah, kızları yakacak:)
    Yıllarca kahvaltı edemeden okul yollarına düşmüş biri olarak diyorum ki emekli olunca hasını yapacaksın o kahvaltıların.
    Diğer çapraşık konuya hiç girmeyim, bazen bana da oluyor:))

  2. Örtmenim, her sabah evde şu diyaloglar:”oldu mu bu tişört, saçım böyle iyi mi cidden, ya yakışmıyor işte bu ceket, bu haftasonu gömleğimi giyeyim ben hani kareli, temiz mi o?” böyle bir haller bizim sıpada:) o bunları sıralarken ardı ardına, ben sadece onu izleyip” çok yakışıklısın be oğlum valla ” diyorum diyorum inandıramıyorum:)) bu yazdığını okuyayım akşama ona belki biraz sakinler ergen ruhu:D teşekkür ederiz:) Dünya dans günü müymüş bugün? bak benim ruhuma malum olmuş işte. bir hafiflik, bir let’s dance hali bugün bende. oysa bak şimdi bile işteyim. yani dans etmek yerine ağlamalıyım. ama ne yapayım:) Sevgiler çok. ikinci konuyu geçelim 😛

  3. ozi de bana diyor zaman zaman “saçmalama anne” diye. saçmalama kapasitesi olan anneye sahip olmak güzeldir oysa, büyüyünce anlayacaklar di mi örtmenim elektram?

    • Kesinlikle Şulem 🙂 ergen dogmatizmi pek komik. Ama hatırlıyorum da bende de vardı o garip kasık haller o yaşta. Geçiyor , bunlarınki de geçecek 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: